Zulümler ve Zalimler! Aliya-4 - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Zulümler ve Zalimler! Aliya-4
Necmi Uyanık
  • Necmi Uyanık

  • 12.01.2015 09:12

Bu hafta, “Charlie Hebdo dergisinde İslâm karşıtı karikatürler neşredildiği” gerekçesiyle Paris’te yapılan saldırıda 12 insan güpegündüz şehrin göbeğinde katledildi. Saldırının zamanlamasına dikkat edilirse, Fransa’nın İsrail’le olan ilişkilerinin zayıflama dönemi ve Avrupa’da İslamafobi algısının ırkçılık söylemleriyle arttığı bir dönem olduğu açıkça hepimizin malumudur. Bu karenin hemen arkasına bakılırsa IŞİD’in Irak ve Suriye’deki eylemleri ekseninde İslâm terörizminin borazanlarının arttığı kitap sayfasının kalınlığı hemen dikkat çekecektir.  Aynı hafta içerisinde, Nijerya’nın kuzeyinde 2002’de kurulmuş olan ve asıl adı “Cemaat es-Sulh Sünnet Li Dava Vel Cihad/Dava ve Cihad İçin Barış ve Sünnet Cemaati” olan Boko Haram sahneye çıktı. Boko Haram, Hausu dilinde “Batılı Eğitim Haram” anlamına geliyor ve -sözde- Nijerya’nın kuzeyinde şeriat kuralları ile bir İslâm devleti kurmayı hedefliyor. Nijerya’nın kuzeyinde 12 şehirde etkin olan, Nijerya Talibanı da denilen bu örgüt çeşitli eylemler gerçekleştirdi. Batılı eğitim veren okullar ve sahte Müslümanlar üzerine eylemler yaptıklarını iddia ediyorlar. 2013’te ABD’nin terör listesine aldığı bu örgüt de bugünlerde maalesef  “İslâm” adına çokça insanı katletti. Bunlarla birlikte bugün dünyada İslâm’la özdeşleştirilen çokça örgüt bulunuyor!. Tam bu bağlamda Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya bu açıdan büyük bir öneme sahip oldu. Aynı hafta içinde -şu an soru işaretli olan- intihar eylemcisi kadın bir teröristin eylemiyle bir polisimizi şehit verdik. Dahası bunca örgütle birlikte 2014’te Türkiye Cumhuriyeti maalesef manidar şekilde bu kadar tehlikenin içinde adı “İslâm hizmeti ile anılan?” bir yapının üstünde ve ötesinde sofistike “Paralel örgütün” sivil darbesiyle karşı karşıya geldi. İlgili otoritelerin açıkladığı rakama göre Türkiye 17-25 Aralık 2014 haftasına bağlı olarak 120 milyar dolar civarında zarara uğradı. Dolayısıyla terörün bir kısmı şiddet içinde, bir kısmı modern dünyanın küresel güçlerin piyonu olarak -Türkiye örneğinde olduğu gibi- sinsi şekilde eylem planları içinde bulunuyor ya da bulunduruluyor. Elbette, bu tür yapılarda samimi ve aklıyla kendi olarak düşünmesini bilen, olayların farkında olan aşağıdaki Müslümanları birey olarak ayrı tutmak gerekiyor! En azından böyle düşünmek gerekiyor.

Yukarıda ortaya koymuş olduğumuz resim, aslında bizim üç haftadır kaleme almaya çalıştığımız, fikirlerini aktarmaya çalıştığımız “Bilge Lider” Aliya İzzetbegoviç’in, 1990’larda Avrupa’nın göbeğinde verdiği mücadelenin farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Medeniyetin ötesinde Batı’nın vahşi yüzüne rağmen Boşnaklar bağımsızlığın bedelini, “Drina köprüsüne kurban edilen” Müslümanlarla ödedi. Günümüzdeki gelişmelere İslâm dünyası açısından eşzamanlı bakıldığı zaman, “Bilge  Lider”, devrinin “çığlığı” olmuş, halkın duygularına tercüman olarak, tarihi ve kültürüyle yönleriyle, kendisini arayan İslâm dünyasının aydın bir Müslüman kimliğinin kahramanlık timsali olmuştur. Bu noktada Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu durumu böyle bir psikoloji ile izah etmek yanlış olmasa gerek. Tıpkı, tüm İslâm dünyası adına -Batı’nın göbeğinde- konuşmaya yetkim yok ancak Boşnaklar adına özgürlük hakkımız var diyen Aliya’nın fonksiyonunu bugün, Türkiye Cumhuriyeti Doğu ile Batı arasında Osmanlı’nın mirasçısı olarak üstlenmiş vaziyettedir.

Aliya, Batı’nın meydan okumasına karşı, “Köle olmayacağız!” cevabını güçlü bir argümanla Boşnak olarak İslâm’ın Kur’an’ın şifreleriyle vermiştir. Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun son günlerde sıkça vurguladığı sabiteleriyle, “restorasyon, ihya ve inşa” söylemi içinde Türk milletinin özne bir devletin temsilcisi olarak süreklilik ve değişim ekseninde, tarih ve kültürünün altını çizmesi aslında Aliya’nın söylemiyle net şekilde uyuşmaktadır. Diğer bir ifadeyle Aliya, özne Osmanlı’nın mirasçısı olarak mücadelesini yaşadığı topraklarda, dinine ve halkına inanarak verdi. Türkiye’de bugün, bu mücadeleyi yaşadığı topraklarda veriyor.

Bugün Batı maalesef tarihinde mevcut olan Makyavelist tarzdaki “iki yüzlülük” hastalığını hâlâ bırakamadı. İki yüzlü basın, iki yüzlü siyasetçi, iki yüzlü kimlik hep çıkara dayalı stratejiler üretti. Bu bağlamda İslâm dünyası ve maalesef Türkiye hep köşeye sıkıştırılma taktiği içinde istenilen mecralara götürülmek isteniyor. Yapılan her eylemde -bazılarının Batılı malum çevreler tarafından tezgâhlandığı açıktır- terör eşittir İslâm söylemi baya zirve yapmış durumda. Bugün Türkiye’nin, yaşanan gerçekliğin(?) haricinde, onlar şöyle yaptı, bunlar böyle yaptı vs. söylemleriyle bir yere varması çok kolaycı bir edebiyat olacaktır.

Dünyanın meydan okumasına karşı biz ne yapıyoruz? Bu sorunun cevabı çok anlamlıdır. Zira biz derken Müslüman olarak, tarihi kimliğimizle millet olarak ne yapıyoruz? İşte burada tarihi şahsiyet Aliya dile geliyor ve hapishane içinde halkının duygularına tercüman oluyor. Halkının duyguları duvarları aşarak ona ulaşıyor. Geçici esareti özgürlüğe açılan kapı oluyor. Onun söylemiyle ölümün eski yeri dirilişin yeni adresi oluyor ve 25 Ağustos 1990’da daha önce hapishanede yattığı Foça’da halkına şunları söylüyor:

Onun için bana Foça, esaret ve özgürlük yeridir, o zamanki esaretin ve bugünkü özgürlüğün yeridir. Fakat burada toplanan bizler için Foça, her şeyden evvel hayatın, eski zamanlardaki ölümün ve bugünkü dirilişin yeridir. Sizleri burada gördüğümde, sizin 50 sene önceki halk olmadığınızı görüyorum. Şimdi bu UYANMIŞ, YENİDEN DOĞMUŞ, AYILMIŞ VE ORGANİZE OLMUŞ MÜSLÜMAN BİR HALKTIR. Bu günü biz halkımızın Drina köprülerinde kurban edilen masum insanlara adadık. Fakat, yargılamak ve hüküm vermek için gelmedik. Hem cellâtlar hem de onların kurbanları Allah’ın önündedir ve O yargılayacaktır. Biz, zulümlerin sadece ve sadece zalimlerin fiili olduğuna inananlardanız ve İlan ediyoruz ki biz, bu zulümler için Sırp halkını suçlamıyoruz. Zulüm için zalimlerden başkası hesap verecek değildir. Yani buraya yargılamak ve mahkûm etmek için gelmedik. Ancak, bağışlamak için de gelmedik. Biz kimiz ki bağışlayalım? Babalarını, kardeşlerini ve oğullarını kaybedenler adına benim affetme  hakkım yoktur. Bunu ancak kurban olan ve kaybetmiş olanlar yapabilir. Eğer yapabilirlerse affetsinler, Kur’an bunu tavsiye eder. Kur’an diyor ki: “Eğer bağışlarsanız sizin için daha iyidir”, eğer yapabilirseniz, affedin!” (Ailya İzzetbegoviç, Köle Olmayacağız, s. 17-18.)

Aliya’nın bu konuşmasında Foça kelimesi yerine Türkiye’yi koyalım, tarihi biraz uzun tutalım. Görülecektir ki yaşananlar “bize” yabancı değil. Her türlü siyasi görüşün üstünde yakın dönemde daha dün hapse atılan Recep Tayyip Erdoğan, hapishanede halkının duygularıyla buluşmuş Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı ve halkının Cumhurbaşkanı olmuştur. Ya “affetme!” Meselesi. Birileri affedilsin ama hangi şartla. Ve maalesef dışarıdakilerden ziyade içimizdekilerden daha büyük zararlar gördük. Türkiye olarak, Türk milleti olarak içimizdeki hastalıklı yapıları, zihinleri, beyni yıkanmışları neşter vurup temizlememiz gerekiyor. Tedavi edilecekleri hızla tedavi etmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye, önüne yol levhalarının konularak bir yerlere götürülmek istenen bir ülke değil, yolunu da levhalarını da, gideceği yeri de kendisi belirleyebilen bir ülke konumuna gelmiştir. Her türlü hile ve desiseye rağmen, dünyaya hoşgörü, yardım, insanlık ve barış dersi veriyor. Bugün demokrasinin beşiği unvanı verilen İngiltere’nin arşivlerine girdiğiniz zaman, Türkiye ile ilgili yüzlerce belgenin tahrif edilmiş olduğunu görüyorsunuz. Sevr Antlaşması’nın gözen geçirildiği General Haring’ton yazışmaları bağlamında Türkiye ile ilgili kısımların mürekkeple boyandığını, Yunan, Ermenilerle ilgili çokça dosya içinde sayfaların/maddelerin bilerek kesilmiş, karalanmış olduğunu görüyorsunuz. Bu tabloları, 2012 yılında Londra’da National Arşivde fazlasıyla gördük. Ve eminim ki bugün yurt dışı imkânları öncesine göre daha iyi olan Türk tarihçileri yakın zamanda bunu makalelerine taşıyacaklardır.

Bu yazının sonucu olarak, sözün özü şudur ki, bugün dünyanın malum güçleri Türkiye olmadan basit hesap yapamayacağını anlamıştır. Buna karşın “nasıl olursa olsun Türkiye zayıflatılmalıdır” stratejisine karşı, gerek ekonomik açıdan, gerek toplumsal açıdan daha çok birlik ve beraberlik içinde olmamız gerekiyor. Bu açıdan çözüm süreci de sadece Türk hükümetine bırakılacak bir süreç ve program değildir. Bu sürece hepimizin katkısı olmalı ve Türkiye bu süreçten tek devlet ve tek bayrakla daha güçlü çıkmasını bilmelidir. Nasıl?....En azından zulme ortak olmayarak, zalime ortak olmayarak, seyretmeyerek Türkiye için inisiyatif alarak Türk devletinin yüreği olarak bunu yapmamız gerekiyor! 2023’e giderken, tıpkı Mustafa Kemal Atatürk’ün 1920’lerde dediği gibi, yeni dünyanın yeni Türkiye’si olmak mecburiyetindeyiz!

                                                                                         Saygı, sevgi ve muhabbetlerimle!

                                                                                            necmiuyanik@hotmail.com

 

,.

YORUMLAR

  • ismail akkafa

    ismail akkafa

    Yazılarınızı dikkatle takip etmeye çalışıyorum. Beğenerek okuyorum, yazılarınızı daha kısa yazmanızı öneriyorum. Saygılarımla
NAMAZ VAKİTLERİ
Konya için Namaz Vakitleri

İmsak

04:26

Güneş

05:56

Öğle

12:55

İkindi

16:38

Akşam

19:41

Yatsı

21:05

Öne Çıkan Haberler!X