Cumhurbaşkanlığı Forsuna Yeni Yıldızlar Eklemek: - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Cumhurbaşkanlığı Forsuna Yeni Yıldızlar Eklemek:
Necmi Uyanık
  • Necmi Uyanık

  • 16.08.2014 18:11

“Altın Elbiseli Adam”ın ülkesi Kazakistan!
Bu ay itibarıyla Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanını seçtik. 16 yıldızın tam ortasındaki büyük Yıldız Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı, seçmen halkın yarısından  fazlasının oyunu alan R. Tayyip Erdoğan, seçimle gelen ilk Cumhurbaşkanımız olmuştur. Yazımızın başlangıcında, Konya’dan % 75 oranında halk desteği ile oy alan sayın cumhurbaşkanımız R. Tayyip Erdoğan’ı tebrik ederken Türkiye, insanlık ve dünya barışı için hayırlı ve başarılı hizmetler diliyoruz.

Bu yazı serimize başlarken, Cumhurbaşkanlığı forsuna yeni yıldızlar ekleme düşüncemiz, forstaki eski Türk devletlerinin yanına bugünkü Orta Asya’da yaşayan Türk devletlerini de kapsamaktadır. Niçin olmasın? Her ne kadar bugün fiili olarak Rusya’nın gölgesi Türk Cumhuriyetleri üzerinde olsa da, hukuki olarak bağımsız Türk devletlerinin varlığından bahsediyoruz. Yine bugün Türkiye’yi getirdiği yer itibarıyla ve şimdi devlet başkanı olarak sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu düşüncemizi fiiliyata geçirebilecek siyasi güce/karizmaya sahip bir lider olduğunu da düşünüyoruz. Ve Orta Asya Türk dünyasını içeren uzun soluklu yazımızın sonunda bu düşüncemizin, yaşadığımız yüzyılın şartlarına uygun özellikler gösterdiği de görülecektir.  Bayrağındaki mavi renk -İslamla şereflenmiş- Türklüğü, şeridi Altın Ordu devletini ve Kazak kültürünü, 32 ışını ile birlikte güneş geleceği huzur ve bereketi, kanat açmış kartal iktidar, özgürlük ve bağımsızlığı, yine koç boynuzu millî Kazak kültürünü simgeler. Millî marşındaki “Anavatanım Kazakistanım benim” dizeli, Doğu Türkistan haricinde en uzak noktadaki Kazakistan, bugün Orta Asya’daki Türk devletleri içinde en büyük coğrafyaya sahip bir ülkeyi temsil etmektedir. 2013 Aralık ayı içerisinde “Altın Elbiseli Adam”ın ülkesi ve şehrinde, Farabi Üniversitesine ders vermek için Türk dilcisi bir arkadaşımla birlikte iki hafta Almatı’da bulunduk. Türk-İslam tarihi içinde Ahmet Yesevi’nin ve  Tanrı dağlarının diyarına yapılan bir yolculuktu bu. Gördüğüm Kazakistan’ı anlatmadan önce kısaca Kazakistan tarihi ve coğrafyasından bahsetmek istiyorum.


Kazakistan, Rus Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, Kırgızistan, Özbekistan, Hazar denizi ile çevrilmiş Türkiye’nin üç katı büyüklüğünde, 2 .724.900 km2’lik bir ülke. Şubat 2014 itibarıyla 17 milyonu aşmış olan nüfusun, yaklaşık % 63’ünü Kazakların oluşturduğu ülkenin % 23’ünü Ruslar, % 7’sini Özbek-Uygur ve Tatarlar ve geri kalanını da diğer etnik gruplar oluşturmaktadır. Bu tablonun ortaya çıkmasında, Çarlık Rusya’sının bölgeyi sömürgeleştirme politikası ekseninde Rus göçlerinin önemi büyük olmuştur. 1998’den bu yana Astana’nın başkentliğini yaptığı ülkenin diğer önemli şehirleri -eski başkentleri- Almatı(Alma-Ata), Çimkent, Terez, Karaganda, Ust Kamenogorsk’tur. Doğu ve güneydoğusunu dağlık alanların oluşturduğu ülkenin önemli bir kısmını ovalar ve dalgalı şekilde platolar kaplamaktadır. Güneydoğu’da Tien Şan dağları, goğu kesiminde Altay ve Tanrı dağlarının uç noktaları vardır. Karasal iklimin hüküm sürdüğü ülkede, Kuzey Buz Denizi’ne dökülen İrtiş, İsim, Tobol, Hazar denizine dökülen Ural ve Emba, Aral’a dökülen Siri Derya, Balkaş gölüne dökülen İli gibi önemli nehirleri vardır. Bitki örtüsünde genel olarak Bozkırlar ve kuzeyden güneye doğru gittikçe yarı çöl görünümleri dikkat çeker.  
 

Tanrı dağlarından bir görünüm-Aralık 2013.

Tarım ve hayvancılık ülkesi olarak bilinen Kazakistan’da pamuk ve pirinç üretimi önemlidir. Tarımın yanı sıra sanayi sektöründe Karaganda’daki makine ve tekstil, Balkaş civarındaki Bakır döküm ve demir, diğer bazı bölgelerde de gıda endüstrisinin etkisi görülmektedir. Yeraltı zenginlik kaynakları açısından Karaganda bölgesinde kömür, Ural-Emba havzasında petrol ve ülkenin çeşitli yerlerinde bakır, çinko, demir, manganez, kalay, nikel, volfram, molibden, antimuan, arsenik ve boksit mevcuttur. Dünya Bankasının 2014 Ortaklık programı çerçevesinde hazırlamış olduğu rapora göre, son on yılda, Kazak petrol ve doğalgazı, Kazak millî geliri bağlamında yoksulluk sınırını 2011’de % 5,5 ve 2012 % 3,8 aşağıya çekmiş durumdadır.

Tarihi süreç açısından bu coğrafyanın Kazak adı ile Türk olarak anılması, Selçuklu hâkimiyeti sonrasındaki gelişmelerle olmuştur. Moğol hâkimiyeti ve Timur’dan sonra,1428-1468 tarihleri arasında Ebülhayr  tarafından teşkilatlandırılarak yeni Türk devleti olarak kurulmuşlardır. Moğolların  bu devleti kabul etmemesi ile mücadeleler başlarken, Kazak adı verilen bir grup İdil-Altaylar arasında hür olarak uzun zaman varlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu şekilde Kazakistan’ın coğrafyası şekillenirken yapılan kazılardan da anlaşılacağı üzere Sibir ve Moğol unsurlarıyla birlikte İskit, Hun ve diğer Türk unsurlarının karışımından bir Kazakistan doğmuştur. Geniş bozkırlarda yaşamlarını sürdüren Kazaklarda, önceleri “Ulu Cüz”, “Orta Cüz” ve “Küçük Cüz” adlarıyla cüz veya orda denilen üç merkezli idare sistemini denerken, daha sonra tek otorite etrafında toplanma ihtiyacı hissetmişlerdir. 16. yüzyılın başlarında Kazım Hanla birlikte tek otorite etrafında toplanmayı başarmışlardır. 16 ve 17. yüzyıllarda yaşanan sıkıntılar nedeniyle bölünmüş bir görüntü veren Kazaklar, başta Ruslar olmak üzere Moğol asıllı Oyratlar, Kalmuklar ve Jungarlar ile çetin mücadeleler vermişlerdir. Jeti Yargı-Yedi Yargı(Yedi Prensip) denilen Türk töresini yazılı hâle getiren Tauke Han, birleşik Kazak halkının son hükümdarı olmuştur. 18. yüzyılın ortalarına doğu Kazakların kaderi Çinle Rusların arasında denge politikasına bağlı olarak gelişse de, 19. yüzyılın başlarında Ruslar, Kazak haklarının birleşmesini engellemek için her Kazak boyunun sultanını o boyun hanı olarak tanımış ve orta cüz arasında Kazaklar içinde siyasi mücadelelerin yaşanmasına sebebiyet vererek, Kazak topraklarını ellerine geçirmişlerdir. 1750 başlarına kadar Kalmuk hâkimiyetinde kalan Kazaklar, bu kez Çinlilerin saldırılarıyla karşılaşmışlar ve Doğu bölgelerini de Çin’e bırakmak zorunda kalmışlardır. 1756’da etkin şekilde hukuki düzenlemelerle etkisini gösteren Rus hâkimiyeti, Kazakları ikiye bölmüş,1837-38 savaşlarında olduğu gibi Kazakların bazı başarılı girişimleri olsa da bunlar geçici olmuş ve 1917 Bolşevik İhtilâline kadar şuralarla Ruslar, Kazakları idare etmişlerdir. 19. yüzyılın ortalarında (1860-1873 Hokand, Hive Hanlıklarıyla)  millî kazak hareketi görülse de Rusların kışkırtmaları ile diğer Türk unsurlarından Kırgızlar da Kazaklarla mücadele etmişlerdir. Osmanlı Devletinin borçlanma içine girdiği yıllarda, 1854’te Rus Çarı Nikola bir fermanla bütün Kazak topraklarını Rus toprağı ilan etmiştir. Rusların baskıları Kazak millî hareketini doğururken, 1917 başlarında, Aktürbe, Ural ve Orenburg’ta toplanan Umumi Kazak Kurultay’ı ülkenin gelişmiş şekilde teşkilatlanması için karar almış ve Alaş Partisi kurulmuştur. İç savaş döneminde -Aralık 1917- Kazaklar muhtariyetlerini ilan etmişlerdir. 1919’da Kızıl Ordu birliklerinin Kazakistan’ı işgal ederek Özerk Kazakistan yerine Ağustos 1920’de, Kazak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyetini kurdukları görülmüştür. 1924’te yeni Sovyet Cumhuriyetinin sınırlarıyla bugünkü Kazakistan toprakları aşağı yukarı şekillenmiştir.

Ruslar, 1924’ten itibaren Kazakları hâkimiyetleri altına alırken, geleneksel asimilasyon siyasetlerini uygulayarak, halkın ibadet hürriyetini kaldırmış ve camileri kapatmışlardır. Müslüman halkın, ateistlik konferanslarına katılmaları mecburi tutulmuş ve okullara ateistlik dersleri konulmuştur. 1945-1978 yılları arasında 126 civarı din aleyhtarı kitap Kazak Türkçesine çevrilmiştir. Rus politikacıları, bununla da yetinmeyerek, Türk lehçeleri arasında farklılıkları arttırmış ve her birini ayrı bir dil haline getirmiştir. Kazaklara, Kiril alfabesi kabul ettirilirken, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra eğitim ve bilim dili olarak Rusça kullanılmaya başlanmıştır. Milli kültür içerikli çalışmalar yasaklanmıştır. Rus dilinin etkisini, 2013 Aralık ayında Kazak bir taksici ile konuşmamızda da açık şekilde gördük. Kendisine Kazakça sorulan sorulara Rusça cevaplar vermesi, (bazı olumlu gelişmelere rağmen) yaşayan halk kültürü açısından kayda değer bir durumdur.

Diğer yazılarımızda Kazak dil, medeniyet ve sanatıyla ilgili bilgiler verdikten sonra bu konularla bağlantılı olarak 2013’teki Kazakistan izlenimlerimizi, siz değerli okuyucularımla paylaşmaya ve Asya ile Avrupa arasında Türk-İslam dünyasını lideri olan Türkiye ile olan ve olması gereken ilişkilere dikkat çekmeye devam edeceğiz. Selam ve muhabbetlerimle!
 

                     necmiuyanik@hotmail.com

 

.
 

YORUMLAR

  • Hacı SALMAN

    Hacı SALMAN

    Kaleminizin her daim güçlü ve kuvvetli olması dileği ile saygıdeğer hocam.
  • onur kara

    onur kara

    Hocam yazınıza aynen katılıyorum. Ben böyle farklı bir bakış açısı görmedim. Tek kelimeyle şahane, fevkalade beğendim. Sizi takip etmeyi sürdürücem. Ben Onur KARA facebooktan Konya diye arayın bulursunuz.
NAMAZ VAKİTLERİ
Konya için Namaz Vakitleri

İmsak

05:58

Güneş

07:19

Öğle

13:10

İkindi

16:16

Akşam

18:48

Yatsı

20:03

Öne Çıkan Haberler!X