İmanından şüphe ederim - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
İmanından şüphe ederim
Ali Günaydın
  • Ali Günaydın

  • 28.04.2016 18:24

Îmân kelimesi yüce bir kavram olmasına rağmen bazı kendini bilmezlerin olur olmaz yerde dillerine pelesenk etmeleri ile sanki sıradanlaşmış gibi bir durum ortaya çıkmaktadır. Son zamanlarda en çok kullanım ise “Îmânından şüphe ederim” şeklinde kendini göstermektedir.
Kimin mü’min olup olmadığı bilgisi sadece ve sadece Allâh’a (CC) malumdur. Bununla birlikte haddini bilmeyen cühelâ gürûhu sanki kendilerine böyle bir görev verilmiş gibi milletin îmânını ölçmekle meşguller. Îmân sanki böylelerinin tekeli altında bulunuyor.
Kendisi ile barışık olmayan, sürekli şüphe girdabı içinde boğulanların işi gücü, bu özelliklerini gizlemek için başkalarını hedef göstermektir.  Böylelerinin birinci özelliği kendileri gibi düşünmeyenleri dışlamak, küfürle itham etmektir. Halbuki bizde genel bir kaide vardır ki; gerçeğin ta kendisidir. O da şudur:
“Müsademe-i efkârdan bârika-i hakikat doğar.”
Bunun manası şudur: “Farklı fikirlerin tartışılmasıyla gerçekler ortaya çıkar.”
İlmi olmayanın fikri de olmayacağı için, ucuz yoldan insanları karalamak kolay olmaktadır. Bu, tamamen basit insanların işidir. Şeytana hizmetkarlıktan başka bir şey değildir.
Katılaşmış bir kalbi yumuşatmak kolay olmamakla beraber, “İstediğini söyleyen, istemediğini işitir” prensibinden hareketle vâkıâyı misallerle vuzuha/açıklığa kavuşturalım. Birkaç misâl:
Sakal-sarık sünnettir. Sakal bırakmayanın îmânından şüphe ederim. Yani sakal bıraktın mı tam mü’minsin. Hayatı Kur’ân olan Hz. Peygamber (SAV)’in böyle bir beyanı olmadığı gibi tam tersine şöyle buyurur:
 “Allâh (CC) sizin sûretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Fakat O sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 33)
Yemeğe tuz ile başlamak sünnettir. Kabul etmeyenin îmânından şüphe ederim. Halbuki bu konuda sahih bir rivayet yoktur. Böyle bir durumun tıbben de zararlı olduğu ispatlanmıştır.
Farklı düşüncede olanların görüşünü benimsersen îmânından şüphe ederim. Birçok âyeti kerimede aklı kullanmak ve tefekkürden bahsedilir. Aklını kullanmayanlara azap olunacağı bildirilir.
“Allâh’ın izni olmadıkça, hiçbir kimse îmân edemez. Allâh, azabı akıllarını (güzelce)kullanmayanlara verir.” (Yûnus, 10/100)
Tarîkatlara,efendilere laf edenin îmânından şüphe ederim.
Tek tarikat vardır. O da “Tarîkatı Muhammediyye” dir. Mü’minler ise tek ümmet olup, kardeştirler.
“Mü’minler ancak kardeştirler…” (Hucurât 49/10)
Kur’ân-ı Kerîm bize peygamberleri rehber olarak bildirir. İlgili âyet meâlinde şöyle buyurulur:
“Biz her peygamberi sırf, Allâh’ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik…” (Nisâ, 4/64)
Bunun dışında ayrıca Âlemlere Rahmet Peygamberi’nin (SAV) en güzel örnek olarak gönderildiğinin bildirildiği âyet meâli de şöyledir:
“Andolsun! Allâh Resûlünde sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21)
Evliyâya dil uzatanın îmânından şüphe ederim.
Bütün mü’minler evliyadır. Allâh (CC) dostudur. Kur’ân’da şöyle buyurulur:
“Bilesiniz ki, Allâh’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar îmân etmiş ve Allâh’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır.” (Yunus, 10/62-63)
Buna benzer sözler çok olmakla birlikte birkaç tane daha madde olarak zikredip geçelim.
Kerâmeti kabul etmeyenin îmânından şüphe ederim.
Mehdî’yi inkâr edenin îmânından şüphe ederim.
Hz.Îsâ’nın (AS) âhirzamanda nüzulünü/inişini kabul etmeyenin îmânından şüphe ederim.
Şefâati reddedenin îmânından şüphe ederim.
Bu tür iddialar ne yazık ki müslümanlar arasında sürekli bir cedelleşme ve fitne sebebi olmuştur. Kimseye bir faydası olmadığı gibi, çok büyük zararlara sebebiyet vermiştir. Vermeye de devam etmektedir.
Şu halde Allâh (CC) kimseye başkalarının îmânını ölçme ya da tartma görevi vermemiştir. Mesele tamamen Allâh’a layık kul olabilmektir. Herkes Allâh’a (CC) inanır fakat, Allâh’ın (CC) istediği gibi mü’min olabilmek esastır. Problemin temelinde mâleasef cehâlet yatmaktadır.
Güdülen nesiller yetiştirmenin sonucu olarak bırakın İslâm’a hizmeti, zarar bile verilmektedir. Zamanımızda ihtidâ edenlerden duyduğumuz sözler de bu gerçeği desteklemektedir. Yani diyorlar ki: “İslâm’ı tanımadan Müslümanları tanısaydım, aslâ müslüman olmazdım.”
Üzerinde çok çok düşünmemiz gereken asıl mesele İslâm ve îmân’ın ne olduğunu bilmeden, Kur’ân’la hayatlanmadan, Hz. Peygamber’in (SAV) güzel ahlâkı ile ahlaklanmadan samimi bir mü’min olunamayacağının bilinmesidir.
Yoksa İslâm’a fayda yerine zarar vermiş oluruz ve Allâh (CC) korusun daha çok musibetlere mâruz kalırız.


 

YORUMLAR

Öne Çıkan Haberler!X