Hz. Peygamber-Tevhid ve Vahdet - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
Hz. Peygamber-Tevhid ve Vahdet
Ali Günaydın
  • Ali Günaydın

  • 14.04.2016 12:03

Beşeriyet mertebelerinin en yücesi olan ve bizzât Allâh (CC) tarafından ihdâs edilen Ve makam-ı ekber olan Risâlet Makamı’nın son temsilcisi Âlemlere Rahmet Peygamberinin bu fenâ âlemine teşriflerinin 1445. Sene-i devriyesini bir kez daha kutluyoruz.
Çeyrek asırdan fazla bir zamandan bu tarafa (1989 Yılı) Hz. Peygamber (SAV)’in dünyaya teşrifleri, ülkemizde Diyanet İşleri Başkanlığınca “Kutlu Doğum Haftası” olarak çeşitli etkinliklerle gündeme getirilmektedir. Bu etkinlikler ülkemiz ve dünya gündemini de içine alacak şekilde belirlenmekte ve o yönde proğramlar icrâ edilmektedir. Bu yıl da gerek ülkemiz ve gerekse dünya genelinde yaşanan sıkıntılar göz önünde bulundurularak; “Hz. Peygamber, Tevhîd ve Vahdet- Gelin Birlik Olalım” konusu işlenmektedir. Gerçekten de çok isabetli bir gündem konusu tespit edilmiş.
Gündem Hz.Peygamber (SAV) merkezli olunca, ümmet olarak bize düşen görev öncelikle Hz.Peygamberi (SAV) çok iyi bilmek, anlamak ve rehber edinmektir.
Zamanımızda Hz. Peygamberi anlayıp anlatabilmek çok sıkıntılı bir mesele haline gelmiştir. Bu sıkıntının birinci sebebi cehâlet, ikinci sebep ise taassuptur. Başka sebepler varsa da bu ikisi kadar önem arz etmemektedir.
Her şeyden önce şu tespiti yapmamız gerekiyor. Hz. Peygamberi en iyi bilen Yüce Yaratıcı olduğuna göre, bize düşen de Kur’ân’da nasıl anlatılıyorsa öyle bilmemiz gerektiğidir. Bunun dışındaki anlatımlar hem Allâh’a (CC), hem de Resûlüne iftira olur. Özetle söyleyecek olursak; ne mucizelerle donatılmış bir peygamber, ne de sıradan bir insan. İkisi de yanlıştır. Müslümanlar olarak akl-ı selîm ile önce bu problemi halletmemiz lazım. Ondan sonra da Kur’ân’dan hareketle ve sahih sünnet esaslı bir anlayışla Peygamberimizi (SAV) anlamamız mümkün olacak ve ona göre de, onun rehberliğini esas alıp kutlu doğumları layık-ı vechîle anlayıp anlatmamız mümkün olacaktır.
Kur’ân’a göre Hz. Peygamber (SAV)’i anlayamamanın neticesi olarak ortaya atılan ucube anlatımlara şahit olmaya başladık. Artık Hz. Peygamber (SAV) muhtelif toplantılara gelip hatiplerimizi dinlemeye başladı. Yakın zamanda her yerde olabilir. Bu tür sapkınlıklara derhal son vermelidir. Akl-ı selîm sahipleri derhal bu hurafeleri milletin anlayışına sunmalıdır.
Tevhîd ve vahdet: Allâh’ın (CC) varlık ve birliğini, tek oluşunu ifade eder. Bu inanca sahip olanların da bir ve beraber olmalarını anlatır. Tevhîde inananların birliği, İslâm kardeşliği gibi.
Peygambersiz bir dîn yoktur. Bu sebeple Kelime-i Tevhîd ve Şehâdet’in bir bütün olarak kalp ile tasdik ve dil ile ikrârı mecburidir.
İlk Peygamberden, Hâtemü’l Enbiyâ’ya kadar bütün peygamberler tevhîd inancını tebliğ etmişlerdir. Bu inançtan sapmalar oldukça Yüce Rabbimiz peyderpey elçiler göndererek insanlığı kendisinin tek ve eşsiz oluşundan haberdâr etmiştir.
Tevhîd ve vahdet’in tebliği de Hz.Peygamber (SAV) ile kemâl noktasına ulaşmıştır. Kıyamete kadar da vahiy alan bir tebliğci gelmeyecektir. Çünkü bu görev Kur’ân ve sahih sünnetle yaşayacaktır.
Bir konuyu bilmek ile yaşamak çok farklıdır. Uygulaması olmayan bilginin değeri yoktur. Tevhîd ve vahdet konusu da aynıdır. Müslümanlar arasında birlik ve beraberlik tesis edilmedikçe, islâm kardeşliği vücut bulmadıkça kuru inancın bir şey ifade etmeyeceği açıktır.
Hz.Peygamber (SAV) nasıl “Âlemlere Rahmet” peygamberi ise(Enbiyâ, 21/107), yine Kur’ân’ın beyanına göre onun ümmeti de insanlık âlemi içerisinde en hayırlı ümmettir. İlgili âyet meâli şöyledir:
“Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allâh’a îmân edersiniz…” (Âl-i İmrân, 3/110)
En hayırlı ümmet olmanın gereği iyiliği emredip, kötülükten sakındırmakla birlikte mü’minlerin kardeş olmalarıdır. Kardeş olmak; tevhîd ve vahdet inancının zorunlu bir sonucudur. Bu sebeple mü’minler kardeş ilan edilir. Îmân kardeşliğinin gerçekleşmesi sayesinde takvâ ehli ve merhamete layık olunabileceğini yine Ku’ân’dan öğreniyoruz. Şöyle ki: “Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerin arasını düzeltin. Allâh’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.” (Hucurât, 49/10)
Âyet’i Kerîme’de islâm kardeşliğinin, birlik ve beraberliği bozan her şeyin Allâh’a (CC) karşı gelmek olacağı da  zımnen anlatılıyor. Allâh’a (CC) karşı gelmenin ise felâket getireceği ortadadır.
“Birlikte kuvvet, ayrılıkta azap vardır” sözü hakîkatın ta kendisidir.
Kardeş olmanın, bir ve beraber olmanın garantisini yine Kur’ân şöyle bildiriyor:
“Hep birlikte Allâh’ın ipine (Kur’ân’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Alâh’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allâh size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” (Âl-i İmrân, 103)
Asr-ı Saâdette olduğu gibi günümüzde de kardeş olmanın, birlik olmanın yolu Kur’ân’a teslim olmak ve onu yaşamaktan geçmektedir. Sebebi ne olursa olsun her türlü fırkalaşma Müslümanların parçalanması ve güçsüzleşmesi demektir. Gerçekler de bunu gösteriyor zaten. İslâm dünyasının, küfür ehlinin oyuncağı olmasının tek sebebi parçalanmışlıktır.
Kur’ân ve sahih sünnet dışında başka yollara sapmanın sonucu olarak ağır bedeller ödenmeye devam edilecektir. Buna fırsat vermemek için bir başka İlâhî çağrıya kulak verelim:
“Ey îmân edenler! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe (İslâm’a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara, 2/208)
Allâh (CC) için sevmek. Peygamber için sevmek. Allâh (CC) ve Resûlünün sevgisine mazhar olabilmek için sevmek, bir olmak kardeş olmak ancak samimi mü’minlerin işidir.
1445. Kutlu Doğum’un İslâm Birliği’nin, Tevhîd ve Vahdet’in vücut bulup insanlığa hakim olmasına vesîle kılmasını Zât’ı Zü’l CELÂL’den hep birlikte dileyelim.


 

YORUMLAR

Öne Çıkan Haberler!X