Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim
Ali Günaydın
  • Ali Günaydın

  • 26.05.2016 16:21

İnsan, fıtratı gereği arkadaş çevresi edinme ihtiyacı duyar. Yalnızlık Allâh’a (CC) mahsustur. Yalnızlığı gidermek, eş-dost edinmek için nelere dikkat edilmelidir.
İnsan için iki cihan saadetini tanzim eden Yüce Dînimiz İslâm, arkadaş seçimi konusunda da bizlere en doğru bir şekilde rehberlik etmektedir. Gerek Kur’ân’da ve gerekse sünnette konu ile ilgili geniş bilgiler verilmektedir. Bu bilgiler her müslüman için evrensel değer ve niteliklere hâizdir.
Zamanımızda Kur’ân ve sünnet ölçülerine göre arkadaş seçimi yapılmadığı için herkes birbirinden şikayetçidir. Kurulan dostluklar pamuk ipliğine bağlı olduğu için çabuk kopmakta ve yerini düşmanlığa bırakmaktadır. Bir diğer ifade ile söyleyecek olursak, menfaate dayalı dostluklar, o menfaatin bitmesiyle sona ermektedir.
Ebedî dostlukların tesisini yine ebedî olan Kur’ân ve sünnet ölçülerine göre oluşturduğumuz takdirde, her zaman iftihâr edebileceğimiz arkadaşlarımız, çevremiz olacaktır. Bunun en güzel örneğini Peygamberimiz (SAV) ve ashâbında görüyoruz. Resûlullâh (SAV) ve ashâb-ı kirâmını örnek alanlar için problem yok. Asıl problem dînî temelleri olmayan, Allâh (CC) rızasının bulunmadığı dostluk ve akrabalıklardadır.
İyi arkadaş ile kötü arkadaşı Âlemlere Rahmet Peygamberi (SAV) şöyle vasıflandırmaktadır:
“İyi arkadaş ile kötü arkadaşın misali, misk taşıyan ile körük çeken insanlar gibidir. Misk sahibi ya sana kokusundan verir veya sen ondan satın alırsın. Körük çekene gelince ya elbiseni yakar ya da sen onun pis kokusunu alırsın (Yani elbisene onun pis kokusu siner). (Buhârî, Büyû 38)
Bu hadisi şeriften mülhem olsa gerek, bir atasözümüz de şu şekildedir:
“Karanın yanına varma, kara bulaşır.”
Kalıcı dostlukları en güzel bir şekilde tarif eden Hz. Peygamber (SAV) şu bilgileri vermektedir:
“Birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamette, birbirlerine şefkatte mü’minlerin misali, bir bedenin misalidir. Ondan bir uzuv rahatsız olsa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararette ona eşlik ederler.” (Buhârî, Edeb 27)
“Nefsim kudreti elinde olan zâta yemin ederim ki, îmân etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de îmân etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz şeyi size haber vereyim mi? Aranızda selâmı yayınız.” (Müslim, Îmân 93)
“Biriniz kardeşini Allâh için seviyorsa, ona sevdiğini söylesin.” Ebû Dâvud, Edeb 122)
“Bir kimse, bir başkasıyla kardeşleştiği zaman, ilk iş ismini, babasının ismini ve kimlerden olduğunu sorsun. Çünkü böyle yapmak sevginin artmasına daha uygundur.” (Tirmizî, Zühd 54)
Her konuda olduğu gibi dostluk ve arkadaşlıkta da ölçülü olmak esastır. İfrat ve tefrit kişiyi sıkıntıya sokar. Bu sebeple Hz. Peygamber (SAV) şu uyarıda bulunur:
“Dostunu severken ölçülü sev. Günün birinde düşmanın olabilir. Düşmanına da buğzunu ölçülü yap. Günün birinde dostun olabilir.” (Tirmizî, Birr 60)
Allâh (cc) rızasına dayalı dostluklara şu müjdeler verilmektedir:
“Aziz ve Celîl olan Allâh’ü Teâlâ Hazretleri kıyamet günü şöyle buyuracak: Benim celâlim adına birbirini sevenler nerede? Gölgemden başka hiçbir gölenin bulunmadığı şu günde onları gölgemde gölgelendireyim.” (Müslim, Birr 37)
Kıyamet günü Alâh’ın (CC) gölgesinde gölgelenme şerefine ulaşmak demek, cennet ehli olmak demektir. Ne muazzam bir müjde! Yeter ki birbirimizi hiçbir çıkar gözetmeden sadece ve sadece Allâh (CC) için sevelim. Bu herkesin yapabileceği bir ameldir. Allâh (CC) zaten hiç kimseye yapamayacağı bir şeyi teklif etmemiştir. İlgili birkaç rivâyet daha arzedelim.
“Allâh’ü Teâlâ Hazretleri buyuruyor ki: Benim Celâlim adına birbirlerini sevenler var ya! Onlar için nurdan öyle minberler vardır ki, peygamberler ve şehitler bile onlara gıpta ederler.” ((Tirmizî, Zühd 53)
“Allâh’ü Tebâreke ve Teâlâ Hazreleri şöyle hükmetti: Benim rızam için birbirini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine harcayanlara sevgim vacip olmuştur.” (Muvattâ, Şi’r 16)
“Amellerin en faziletlisi Allâh için sevmek, Allâh için buğzetmektir.” (Ebû Dâvud, Sünnet 3)
“Allah’ın kulları arasında bir grup var ki, onlar ne peygamberdir, ne de şehitlerdir. Üstelik kıyâmet günü Allâh katındaki makamlarının yüceliği sebebiyle peygamberler de, şehitler de onlara gıpta ederler.”
Orada bulunanlar sordular:
Yâ Resûlellâh! Onlar kim, bize haber ver!
“Onlar, aralarında ne kan bağı, ne de birbirlerine bağışladıkları bir mal olmadığı halde, Alllâh’ın ruhu (Kur’ân) adına  birbirlerini sevenlerdir. Allâh’a yemin ederim, onların yüzleri mutlaka nurdur. Onlar bir nur üzeredirler. Halk korkarken, onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken, onlar üzülmezler.”
Şu âyeti okudu:
Bilesiniz ki, Alllâh’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.” (Yûnus, 10/62) (Ebû Dâvud, Büyû 78)
“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96)
Kur’ân ve sünneti çok güzel hazmeden atalarımız, âyet ve hadisleri âdetâ harmanlayarak evrensel ilkeler belirlemişlerdir. Dostlukla ilgili kâideler hakkında şöyle demişlerdir:
“Hacı hacıyı Mekkede, hoca hocayı tekkede bulur.” Yani herkes kendi zihniyet ve karakterine göre arkadaş edinir. Başka bir atasözümüz de şöyledir:
“Körle oturan, şaşı kalkar.”
 Konu başlığımız ise hepsini özetliyor:
“Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.”

 

YORUMLAR

Öne Çıkan Haberler!X