AHLAKSIZ DİNDARLIK - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
AHLAKSIZ DİNDARLIK
Ali Günaydın
  • Ali Günaydın

  • 03.11.2016 15:14

Müslüman, mü’min, dindarlık ve ahlak kavramları Yüce Dinimiz İslam ile özdeşleşmiştir. Biri olmazsa diğerleri eksik kalır.

Ahlaksız dindarlık denilince ilk akla gelen şey İslamiyetin huy-karakter haline getirilememiş olmasıdır. Herkesin kendisini ön plana çıkarma çabası ve riyakarlığın/gösterişin zirve yapmış durumudur.

Kendini hatasız görme, sürekli başkalarını eleştirme, hakkın/doğrunun sadece kendisinde olduğunu sanma ve hatasını kabul etmeme hastalığıdır. Kur’ân’ın tabiriyle nefisleri ilah edinmedir.

Tam anlamıyla dindar olmak, Kur’ân ve sünnet üzere yaşamaya çalışmaktır. Allah (CC) ve Resûlü’nün hatırını her şeyin üzerinde tutmaktır. Hakkı, doğruyu öğrenip hayatına tatbik etmeye çalışmaktır. Bunu başardığı zaman müslüman nefsinin esaretinden kurtulur ve gerçek kemale erer. Allah’ın (CC) kendisinden razı olduğu salih kul olma şerefine erer ve cennet ehli olur. İşte o zaman Yüce Rabbimizin şu iltifatına mazhar olur:

(Allâh şöyle der:)Ey huzur içinde olan nefis Sen ondan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön;(İyi)kullarımın arasına gir. Cennetime gir.”(Fecr, 89/27-30)

Allâh (CC), Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şân’da Peygamberimiz (SAV)’i güzel ahlakı ile övmektedir. Halbuki Hz. Peygamber (SAV), Allâh’a (CC) kulluğun her safhasında insanlığın en mükemmelidir. Böyle olduğu halde Hz. Peygamber’in (SAV) güzel ahlâk ile yüceltilmesinden bizim ümmet olarak alacağımız çok büyük ders vardır. O da ahlâklı olmak. Sözlü ve fiilî bütün davranışlarımızı güzel huy haline getirmek… Genelde insan olmanın, özelde ise müslüman olmanın yüceliğinin her dâim farkındalığını yaşamaktır

Allâh’ü Zül-Celâl, Âlemlerin Rabbi olması hasebiyle, yaratmayı en güzel biçimde gerçekleştirmiş ve mahlûkâtı da ona göre terbiye etmiştir. Buna göre her müslümanın da Kur’ân ve sünnet ile terbiye olma zarureti vardır.

Gerçek İslâm’ın dışındaki hiçbir sistem insanı olgunlaştırıp kemâlâta erdiremez. Bu sebeple müslümanların mutlak surette Yüce Dînimizin hakîkatını öğrenip onunla hayatlanma mecburiyeti vardır. Yoksa hurafelerle insan kendini kandırır.

Zamanımızda dindarlık anlayışı sadece farzları edâ etmek gibi maalesef bir avuntuya dönüşmüştür. Kıl beşi, gör işi gibi bir seviyesizlik hayatımıza hakim olmaya başlamıştır. Diğer farzlar da aynı zihniyetle değerlendirilmektedir. Farzları edâ ederim dünya batsa umurumda olmaz gibi bir nemelazımcılık, bir vurdum duymazcılık ahlâkın yerine geçmeye başlamıştır.

Allâh (CC) rızası için kardeş olmanın yerini, menfaate dayalı yakınlaşma almıştır. İnsanlar birbirlerinden faydalandığı sürece dost ve kardeş olup, başkalarını dışlamakta olduğu için huzur bulamamaktadırlar.

Ahlâkın olmadığı, yağcılık ve yalakalığın zirve yaptığı bir toplumda barış ve huzurun olması mümkün değildir. Belki birileri, birilerini razı edebilir. Hak etmedikleri duâlar da alabilirler. Ancak Allâh’ı (CC) razı edemedikleri için işler hep tersine gider ve sıkıntılar hayatın bir parçası olur.

Ahlâksız bir dindârlığın hakim olduğu toplumda hacca gidenler, umre seferlerini ihmal etmeyenler, cuma günlerinde, ramazanda terâvihlerde ve bayram namazlarında câmileri dolduran kalabalıklar olur ve ne kadar da Müslümanmışız diye bunlarla avunulur. Öbür taraftan aynı cemaatler içerisinde kapı komşusu olduğu halde birbirinden haberi olmayanlar, verdiği sözde durmayanlar, yalancılığı meleke haline getirenler, hiç ödememek üzere borçlananlar, fakirin-yetimin hakkını yiyenler… Sadece desinler diye kredi çekip hac ve umre yapmaya yeltenenler ve bunu iyi bir iş yapıyormuş gibi utanmadan, sıkılmadan hocalara soranlar… Çalıştırdığı işçinin hakkını vermeyip, sağda solda hayırsever görünenler. Ana-babası bakımına muhtaç olduğu halde, onları bırakıp efendilerinin hizmetine koşanlar… Âilesini ihmâl edip, çoluk çocuğunun nafakasını kendi süflî arzuları için harcamak, savurgan olmak… Misalleri çoğaltabiliriz.

Kur’ân ve sünnete dâir hiç bilgisi olmadığı halde sadece kulaktan dolma dedikodularla ahkâm kesmek de ahlâksız dindârlığın ete kemiğe bürünmüş halidir.

İlmî ehliyete hâiz olup, konuşması gereken yerde susmak, birileri üzülür darılır diye durumu idare etmek, sırf övülmek için birilerinin keyfine göre konuşmak ve gündem oluşturmak da ahlâksız dindârlığın bir başka yönüdür. Böyle olunca da ortada saygınlık ve güvenilirlik kalmamaktadır.

Bütün olumsuzlukların temelinde, herkesin yakındığı ahlâksızlık olduğuna göre, eğitim ve öğretimde mutlak surette ahlâk eğitiminin birinci sıraya alınması gerekmektedir. Bu olmadığı takdirde olumsuzluklarla iç içe yaşamaya mecbur kalacağız. İbâdethânelerimiz her zaman müslümanım diyen hırsızlar tarafından soyulacak. Müslümanım diyen ayyaşlar hep olacak. Müslümanım diyen dedikoducu gammazlar her zaman bulunacak. Kul hakkı yiyerek ömür sürenler bir kez hacca veya umreye gitti mi kendilerini sahâbe-i kirâm sanacaklar.

Neticede ahlâksız dindârlığın sadece insanların kendini kandırmadan başka bir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Bunun telâfisi ise samimiyet ve güzel ahlâktır.

 

YORUMLAR

Öne Çıkan Haberler!X