28 ŞUBAT (I) - Konhaber Türkiye’nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber Türkiye'nin İnternet Gazetesi
Konhaber
Konhaber Reklam
Konhaber Reklam
28 ŞUBAT (I)
Mehmet Şamil Şenalp
  • Mehmet Şamil Şenalp

  • 05.09.2013 10:10

28 Şubat davası başladı. Bin yıl sürmesi öngörülen süreç on altıncı yılında Türk Milleti adına yargılama yapan mahkemenin karşısında. Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Öncesinde, 28 Şubat sürecinde ve sonrasında neler yaşanmıştı gelin hep birlikte hatırlayalım, ve post modern darbenin anlı şanlı aktörlerinden neden sadece bir kısmının yargılandığını, diğer bir kısmına neden dokunulmadığını sorgulayalım. Toplum mühendislerinin bugün yapmak istedikleriyle o gün yaptıklarının benzerliklerini birlikte temaşa edelim.

17 Nisan 1993'de Turgut Özal'ın şüpheli şekilde ölümüyle Demirel köşke çıkarken 1994'teki yerel seçimlerde Refah Partisi; İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlıklarını kazandı. 1995 yılında yapılan genel seçimlerde Refah Partisi Birinci Parti oldu. Refah Partisiyle koalisyon kurmak istemeyen Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi kendilerini dışarıdan destekleyeceğini söyleyen Demokratik Sol Partiyi de yanlarına alarak Mesut YILMAZ azınlık hükümeti çatısında bir araya geldiler.  Bu hükümet Anayasa Mahkemesinin güven oylamasında yeterli oyun çıkmadığına karar vermesi ve yolsuzluk iddiaları nedeniyle uzun ömürlü olmadı.

29 Haziran 1996'da Refah-Yol Hükümeti Necmettin ERBAKAN başbakanlığında kuruldu. Böylece milli görüş geleneğinden gelen bir kişi ilk kez başbakan oldu. Bu durumdan faiz lobisi ve dönemin TSK'si içinde ki darbeciler son derece rahatsız oldular. Çünkü Erbakan'ın en büyük vaadi "Adil Düzen"di. Adil Düzen projesi faizlerin kaldırılması, rant ekonomisinin belinin kırılması, ağır sanayi hamlesi ile sermayenin sanayiye ve tabana yayılması gibi esasları içermekteydi. Kökü dışarıda faiz lobisinin ve destekçilerinin bundan rahatsızlık duyması sürpriz değildi. Öte yandan hükümetin Müslüman ülkelerin bir araya getirildiği D-8 kısaltmalı  ekonomik işbirliği örgütünün kurulmasına öncülük etmesi uluslararası çevreleri rahatsız etmekteydi.

03 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen kaza, kaza sonrası İç İşleri Bakanı Mehmet AĞAR'ın istifa etmek zorunda kaldı. Susurluk Kazası ve böylece deşifre olan çete yapılanması 1 Şubat 1997'de ışık açıp kapatma eylemlerinin başlatılmasına bahane edildi. O günlerde kimse tüm bunların aslında çok daha büyük bir çetenin kurgusundan ibaret olduğunu göremiyordu.  Eylemlerde tepkiler önceleri DYP'ye de yönelikti. Çete yapılanmalarıyla ilgisi olmadığı hâlde Refah Partisi hükümet ortağının yanında eylemlere karşı tavır almak zorunda kaldı.  Bu süreçte Erbakan'ın "gulu gulu dansı yapıyorlar" ve Şevket Kazan'ın, ise "mum söndü oynuyorlar" sözleri çok tepki aldı ve bu sözler eylemlerin hedefine hükümetin konulmasına bahane edildi. Hükümet karşıtlığı güçlendirildi. Eylemler REFAHYOL iktidarına karşı sözde laiklik yanlısı eylemlere dönüştü. Bu gelişmeler devam ederken Müslüm GÜNDÜZ, Ali KALKANCI, Fadime ŞAHİN gibi kişiler ve daha önce sokaklarda görünmeyen ve 28 Şubat sonrasında da görünmeyecek olan farklı gruplar 28 Şubatın medya ayağı tarafından post modern darbenin şartlarını oluşturmak için kamuoyuyla tanıştırıldılar. Kasetlerle fırtınalar kopartılmaya çalışıldı. Böylece dinini yaşamak isteyen insanlar düzmece örnekler üzerinden karalandı.

Takvimler 28 Şubat 1997'yi gösteriyordu. Artık şartlar olgunlaşmıştı ve 28 Şubat Post Modern Darbesine adını veren tarihte MGK toplantısı başladı. Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Erbakan Başbakan Yardımcısı Çiller ile Genelkurmay Başkanı  İsmail Hakkı Karadayı ve kuvvet komutanlarının katıldığı, 9 saat süren toplantıda TSK, hükümete, "irtica"ya karşı alınması istenen önlemleri içeren 18 maddelik bir liste sundu.  Hükümet önüne konan bu şartlara diren(e)medi. Böylece post modern darbeciler başarılı oldu ve artık REFAHYOL hükümeti için geri sayım başladı.

28 Şubatla birlikte irticai faaliyetlerin  izlenmesi için Genelkurmay'da Batı Çalışma Grubu adı verilen ve yasal karşılığı bulunmayan bir birim oluşturuldu. TSK, hükümete İsrail'le işbirliğini geliştirme kararı aldı. Böylece Erbakan'ın, tabanı nezdindeki desteği de zayıflatılmak istendi Süreç içinde darbeciler; hakim ve savcılar, medya, dışişleri mensuplarına yönelik brifingler vermeye başladılar. Brifinglerin ilki 29 Nisan'da gazetecilere verildi. Dış tehditlerin azaldığı algısı uyandırılarak ordunun yeni stratejisinin içeride irtica ile mücadele olduğu açıklandı.

Mayıs'ta Refah Partisi hakkında kapatma davası açıldı. Aynı sıralarda Türkiye'nin önde gelen işveren kuruluşları ve işçi sendikaları, hakim medya kuruluşlarının da desteğiyle darbecilerin koordinasyonu altında bir araya geldiler. Hükümetin çekilmesi için kampanya başlattılar. DYP'li 4 bakan bakanlıktan, bazı DYP'li ve RP'li milletvekilleri de partilerinden istifa ettiler. Erbakan, bugünlerde önceki anlaşma gereğince başbakanlığı Çiller'e devretmek suretiyle hükümeti kurtarmak istedi. 18 Haziran'da Erbakan, Demirel'e hem istifasını, hem de Refah Partisi, Doğru Yol Partisi ve Büyük Birlik Partisi'nin kurulacak yeni bir hükümeti destekleyeceklerine dair bir protokolünü sundu.  Ancak  darbeni  kendisine biçtiği rolü oynayan Demirel  post modern darbenin altın vuruşunu yaptı. Hükümeti kurma görevini Yılmaz'a verdi. Sonra ANAP-DSP-DTP koalisyon hükümeti kuruldu. Bu olayla ilgili dönemin Genelkurmay Başkanı bugünün darbe sanığı Emekli Orgeneral İsmail Hakkı KARADAYI'ya ait olduğu öne sürülen ve yıllar sonra ortaya çıkan bir ses kaydında, "Mesut Yılmaz'a altın tepsi içinde iktidarı sunduk" denmesi sürecin kimin tarafından yönetildiğini hatta Çankaya'nın kimin kontrolünde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Pek çok yönü bulunan bu süreç içinde darbecilere medya da muhalif olma ihtimali olabilecek kişilere yönelik olarak "andıç" olayı yaşatıldı. Kimi kurumlara ve gazetecilere karşı, PKK liderlerinden Şemdin SAKIK'ın hayali ifadelerine dayanılarak, bu kurum ve kişilerin PKK'yla işbirliği yaptıkları iddiası Hürriyet ve Sabah gazetelerince servis edildi. Mehmet Ali Birand, Cengiz Çandar ve Mahir Kaynak gazetelerindeki köşelerinden oldular.

Görüldüğü gibi 28 Şubat Post Modern Darbesi bugün yargı karşısında olanlardan çok daha geniş bir şer odağı tarafından icra edildi. Sürecin bugün mahkemenin karşısında olmayan askeriyle siviliyle, bürokrasisiyle, medyasıyla, sermayesiyle, yargısıyla pek çok taşeronu oldu.
(devam edecek)

.

YORUMLAR

Öne Çıkan Haberler!X